ÇAĞIN GÜNAH KEÇİSİ: SOSYAL MEDYA

f-selfies-a-20150113.jpgSosyal medyanın ortaya çıkışından beri akıllı cihazlar yeni bir çeşit mahkeme salonu haline geldi. Öyle ki jüri de, sanık da, hakim de aynı kalabalık ve başparmaklarıyla ekranı yukarı doğru kaydırırken sürekli birbirleri hakkında yargılamada bulunuyorlar. Sanıkların ise genelde hükümden haberi bile olmuyor.

Bu yazının konusu ise çeşitli ortamlarda sıklıkla yapılan bir eleştiri: İnsanların sadece iyi anlarını paylaştıkları, aslında o kadar da güzel bir hayat sürmedikleri, sahte birer profil çizdikleri söylemi.

İyi de arkadaşlar, sosyal medyanın, hatta internetin daha düşüncesi ortada yokken, örneğin 1950’lerde insanlar tatile gittiğinde ne yapıyordu? Okumaya devam et

Reklamlar

BİR PAYLAŞIM VE TÜRKİYE’NİN SORUNLU İNSAN STOĞU

Bu yazı diğerlerine göre biraz sert kaçacak ama yazmak zorundayım.

Darbe girişimi sonrası sosyal medyada paylaşılan bir yazı var. “Durum çok ciddi” diye başlayan. Bu yazı insan kaynağımız hakkında çok önemli bir sorunu ortaya koyuyor. Nedeni şu: Üşenmedim ve saydım, benim mezun olduğum üniversite bölümünden listemde olan tam 18 arkadaşım bu yazıyı paylaştı. Okuduğum bölüme Türkiye’de ilk 3000’e girerek girmiştim, yani yabana atılacak bir bölüm değil. Yani kafasında diferansiyel denklemleri, integrali, atom altı yapıları, çok aşamalı algoritmaları, geniş veri analizlerini modelleyebilecek düzeyde bir kitleden bahsediyoruz.

Şimdi, bu arkadaşların şahsında, belli bir düzeyde eğitim almış olup da bu yazıyı paylaşan herkese sormak istiyorum:

  1. Arkadaşlar, insanlar darbeye neden karşı? (Cevap: Sivil idarenin yetkisini üzerine aldığı için)
  2. Sahte paylaşımda yetkili kurum olarak kimin adı verilmiş? (Cevap: Jandarmanın! )
  3. Jandarma sivil bir kurum mu? (Cevap: Hayır)
  4. Sivil idare darbeyi bastırdıktan sonra sivil alandaki bir yetkiyi tekrar askere verir mi? (Cevap: Hayır)

Okumaya devam et

CEMAL MAYMUNSOY

Cemal Maymunsoy

Cemal fakültenin koridorunda hızla yürüyordu. Akşamüzeri olmasına rağmen henüz bir şey yememişti. Ama tez danışmanlığını yapan profesöre taslağını gösterip fikrini alacaktı ve görüşme saatini kaçırmaması gerekiyordu. “Çıkışta kantinden birşeyler alır yerim” diye düşündü. Yolda giderken fotokopiciye uğradı, bastırdığı son taslak için bir plastik dosya aldı. Kağıtları ustaca bir hareketle dosyanın içine yerleştirdi. Akmar pasajındaki sahaftan aldığı “Zaman Yönetimi” kitabında altını çizdiği satırlardan birinin söylediği gibi, acele etmesi işleri baştan savma yapması anlamına gelmemeliydi. Bu nedenle plastik dosya ayrıntısını es geçemezdi.

Profesörün kapısının önüne geldiğinde bir besmele çekti ve kapıyı tıklattı. İçeriden “Gir!” sesi geldi. Kapıyı yavaşça açtı. Loş bir odaydı. Duvarları sanki bir evin odasıymış gibi, dikey desenli duvar kağıdıyla kaplıydı.

– Merhaba hocam!

– Hoşgeldin Cemal. Gel bakalım, bugün neler getirdin bize.

– Hocam bu bölümde biraz Darvin’in gemisi Beagle üzerinde durdum. Konuyla direk ilgili olmasa da alçakgönüllü sayılabilecek bir tekne olması araştırmanın yapıldığı koşullar hakkında daha etkili bir bakış açısı verebilir diye düşündüm.

– Güzel düşünmüşsün. İçimden bir ses bu tezi okul arşivinde bırakmayıp kitap olarak da yayınlamak istediğini söylüyor.

– Doğrusu bunu ilk kez sizden duyuyorum Ama şimdi düşündüm de, istediğim sonuçlara ulaşabilirsem gerçekten de yayınlatmak isteyebilirim, neden olmasın?

Profesör gülümsedi.

– İstediğin sonuçlara ulaşırsan mı?

– Evet.

– Dürüst olman güzel, ama ben en iyisi bunu duymamış olayım…  Okumaya devam et