BEYAZ YAKALI FETÖCÜLER NE OLACAK?

abf002f3fba4a788a1094300022ec57eÖzel sektörde çalışan hemen herkesin aklından geçiyor, ama “cadı avcısı” diye yaftalanmaktan korktuğu için birşey diyemiyor. O zaman böyle etiketlenmek pahasına da olsa söylenmesi gerekenleri söyleyelim.

Öncelikle, cadı avından kasıt suçsuz, FETÖ ile hiç bir alakası olmamış kişileri koruma yönünde bir refleks ise buna sonuna kadar katılırım. Ancak, örgütün üyesi olan kişiler ayrı bir konu. Onlar için cadı avı tanımı bile hafif kalır, hatta şeytan avı bile diyebiliriz. Neden mi? Okumaya devam et

Reklamlar

GÜLEN ULUSALCIYMIŞ (!)

28 Temmuz 2016'da yayınlanan Buzzfeed makalesi

28 Temmuz 2016’da yayınlanan Buzzfeed makalesi

Meğer bugüne kadar Gülenciler kendilerini anlatamamışlar. Hükümetin PKK saçılımlarına karşı çıkmışlar. Esas anlaşmazlık sebebi güç paylaşımı değil de, hükümetin PKK ile masaya oturmasıymış. Kulağa çok saçma geliyor değil mi? Ama bu saçmalıkları anlatan, gündemden hiç bir haberi olmayan birisi değil bizzat hükümet.

TRT World bu görüşü dünyaya anlatıyor. Geçtiğimiz hafta milyonlarca takipçisi olan Buzzfeed adlı internet gazetesinde hükümet destekli bir makale yayınlandı. TRT World de bunu Facebook sayfası takipçileri ile resmi görüş olarak paylaştı. Bu makaleler ciddi paralar ödenerek yayınlatılıyor. Örneğin Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un ortağı olduğu Business Insider adlı rakip internet gazetesi de tamamen Türk karşıtı incelemeler yayınlıyor, çoğunlukla Gülenci yazarlardan.

Makalede özetle yukarıda paylaştığım görüşler paylaşılıyor, zamanında “Gençliğe Hitabe’yi okullardan kaldıralım” diyebilmiş olan Mustafa Akyol gibi tetikçilerden alıntılar yapılıyor, destekleyici döküman olarak da darbecilerden ele geçen bir iddianame sunuluyor. İddianameye göre darbe başarılı olsa ülke yöneticilerinin tutuklanma sebebi genel olarak PKK’ya göz yumulması vs. olacaktı. Bu şaşırtıcı değil, çünkü cuntanın bildirisinde de bol miktarda Atatürk, ulusal birlik vurguları gibi unsurlar bulunuyordu. Bunların hepsinin darbeye destek bulma amaçlı birer aldatmaca olduğu gün gibi ortadaydı. Ancak makale yazarı bu iddianameyi ciddiye alıyor ve darbecilerin samimi niyeti olarak kabul ediyor.

Gülen’i ulusalcı olarak sunmak eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü içlerinde bulundukları hareketin önderi olan Sait Okur adlı şahıs (takma adı Said-i Nursi) yazılı eserlerinde Atatürk’e deccal diyebilmiş, Şeyh Sait kadar olmasa da siyasi ayrılıkçı görüşe sahip bir kişidir. İki elimizin kanda olduğu bir zamanda, Atatürk’e “Kuran’ı kurtardınız teşekkürler. Ama namaz kılmıyorsunuz, olmaz. Bizim halkımız kendisi hırsız, eşkıya olsa da namaz kılmayan lider istemez” diye tehditvari bir mektup yazmış ve ağzının payını almış bir kişidir. Tıpkı Gülen gibi kendine peygamberimsi özellikler atfetmiştir. Halkın vergisiyle yazdırılan bir propaganda makalesinde kargaların güleceği savlar yerine keşke gerçekler anlatılabilseydi.

Makale maddi hatalarla ve çok tartışmalı iddialarla dolu. Örneğin geçen senenin temmuzunda yaşanan, polislerin lojmanda öldürülmesi olayı direkt olarak Gülen’e bağlanıyor. Ancak PKK bu saldırıyı küresel ajanslar aracılığıyla üstlenmişti. Aydın Selcen adlı diplomat makalede diyor ki “Gülen grubu ileri derecede ulusalcıdır. Amaçları etnik ayrılıkçıları asimile etmek.” Evet şaka değil, gerçekten demiş.

Buraya kadar yine de çok can sıkıcı bir şey yok gibi görünebilir. Ancak önemli nokta şu. Okumaya devam et

BİR PAYLAŞIM VE TÜRKİYE’NİN SORUNLU İNSAN STOĞU

Bu yazı diğerlerine göre biraz sert kaçacak ama yazmak zorundayım.

Darbe girişimi sonrası sosyal medyada paylaşılan bir yazı var. “Durum çok ciddi” diye başlayan. Bu yazı insan kaynağımız hakkında çok önemli bir sorunu ortaya koyuyor. Nedeni şu: Üşenmedim ve saydım, benim mezun olduğum üniversite bölümünden listemde olan tam 18 arkadaşım bu yazıyı paylaştı. Okuduğum bölüme Türkiye’de ilk 3000’e girerek girmiştim, yani yabana atılacak bir bölüm değil. Yani kafasında diferansiyel denklemleri, integrali, atom altı yapıları, çok aşamalı algoritmaları, geniş veri analizlerini modelleyebilecek düzeyde bir kitleden bahsediyoruz.

Şimdi, bu arkadaşların şahsında, belli bir düzeyde eğitim almış olup da bu yazıyı paylaşan herkese sormak istiyorum:

  1. Arkadaşlar, insanlar darbeye neden karşı? (Cevap: Sivil idarenin yetkisini üzerine aldığı için)
  2. Sahte paylaşımda yetkili kurum olarak kimin adı verilmiş? (Cevap: Jandarmanın! )
  3. Jandarma sivil bir kurum mu? (Cevap: Hayır)
  4. Sivil idare darbeyi bastırdıktan sonra sivil alandaki bir yetkiyi tekrar askere verir mi? (Cevap: Hayır)

Okumaya devam et

BİR KILIÇDAROĞLU ANEKDOTU

fft17_mf115402Sene yanılmıyorsam 2008 idi. Kemal Kılıçdaroğlu‘nun İstanbul Belediye Başkanlığı için aday olduğu dönem. Kendisiyle tanışmak için Gayrettepe Dedeman Oteli’nde bir yemek organize edilmişti. O yemeğe ben de katıldım.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından sonra sıra konukların soru sorması faslına gelmişti. Soru soranlardan birisi de ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez idi. Sönmez mikrofonu eline aldığında şu soruyu sordu:

“Kemal bey, siz özellikle son dönemlerde AKP mensuplarının yolsuzluklarını ortaya çıkardığınız için sürekli gündemdesiniz. Bu, mevcut CHP Genel Başkanı‘nı rahatsız etmiyor mu? Yani sizi kendisine bir rakip olarak görmüyor mu?”

Normal şartlarda Kılıçdaroğlu’nun bu soruyu nasıl cevaplaması beklenirdi? Sorudaki imaya tepki göstermesi, genel başkanın böyle kamuya açık bir ortamda kötülenmesini reddetmesi, Deniz Baykal‘ın eğer belediye seçimini kazanırsa kendisiyle ancak gurur duyacağı şeklinde bir yanıt vermesi beklenirdi. Ancak Kılıçdaroğlu bu soruyu nasıl cevapladı dersiniz? Aynen aktarıyorum: Okumaya devam et

FRANSIZ MONARŞİSİ NASIL YOK OLDU?

versay

Evet devrimin nasıl geldiği tarih derslerinde madde madde anlatılır, insan hakları, aydınlanma, liberte, egalite, vesaire. Ama işin arka planı o kadar da basit değil. Kralın sonunu getiren zincirleme olayları başlatan şey, aslında tek bir şirketin ve onun ortaya çıkardığı krizin kötü yönetilmesiydi: Mississippi Şirketi. Nasıl olduğunu anlamak için 18. yüzyıl başlarına gidelim. Okumaya devam et

CEMAL MAYMUNSOY

Cemal Maymunsoy

Cemal fakültenin koridorunda hızla yürüyordu. Akşamüzeri olmasına rağmen henüz bir şey yememişti. Ama tez danışmanlığını yapan profesöre taslağını gösterip fikrini alacaktı ve görüşme saatini kaçırmaması gerekiyordu. “Çıkışta kantinden birşeyler alır yerim” diye düşündü. Yolda giderken fotokopiciye uğradı, bastırdığı son taslak için bir plastik dosya aldı. Kağıtları ustaca bir hareketle dosyanın içine yerleştirdi. Akmar pasajındaki sahaftan aldığı “Zaman Yönetimi” kitabında altını çizdiği satırlardan birinin söylediği gibi, acele etmesi işleri baştan savma yapması anlamına gelmemeliydi. Bu nedenle plastik dosya ayrıntısını es geçemezdi.

Profesörün kapısının önüne geldiğinde bir besmele çekti ve kapıyı tıklattı. İçeriden “Gir!” sesi geldi. Kapıyı yavaşça açtı. Loş bir odaydı. Duvarları sanki bir evin odasıymış gibi, dikey desenli duvar kağıdıyla kaplıydı.

– Merhaba hocam!

– Hoşgeldin Cemal. Gel bakalım, bugün neler getirdin bize.

– Hocam bu bölümde biraz Darvin’in gemisi Beagle üzerinde durdum. Konuyla direk ilgili olmasa da alçakgönüllü sayılabilecek bir tekne olması araştırmanın yapıldığı koşullar hakkında daha etkili bir bakış açısı verebilir diye düşündüm.

– Güzel düşünmüşsün. İçimden bir ses bu tezi okul arşivinde bırakmayıp kitap olarak da yayınlamak istediğini söylüyor.

– Doğrusu bunu ilk kez sizden duyuyorum Ama şimdi düşündüm de, istediğim sonuçlara ulaşabilirsem gerçekten de yayınlatmak isteyebilirim, neden olmasın?

Profesör gülümsedi.

– İstediğin sonuçlara ulaşırsan mı?

– Evet.

– Dürüst olman güzel, ama ben en iyisi bunu duymamış olayım…  Okumaya devam et

HÜRRİYET’TEKİ AYRILIKLAR

lyYj56Ki_400x400Hürriyet’teki yazar ayrılıkları birbirine benzer akışlar ile gerçekleşmeye başladı. Son olarak Yılmaz Özdil olayında da gördük. Önce küfürlü bir yazı yazılır, sonra da ya istifa edilir ya da işten çıkartma gerçekleşir.

2010 yılında Oktay Ekşi “Bunlar analarını da satarlar” cümlesini taşra baskısına koydurmuş ve ardından “Kantarın topuzunu kaçırmışız” diyerek istifa etmişti. Emin Çölaşan’ın da ifadelerinin hakaret sınırlarında dolaştığı sık sık görülüyordu. Daha sonra gazete yönetimi hükümetin de baskılarıyla Çölaşan’ın ilişiğini kesmek zorunda kalmıştı.

Benim anlamadığım, bu tarz ayrılıklar tam olarak hangi amaca hizmet ediyor. Eğer muhalif görüşe hizmet ediyor denirse bu pek de doğru değil, çünkü Hürriyet hiç bir zaman ana akım medyanın en etkili gazetesi olma durumunu kaybetmeyecek. Yani bu yazarlar ana akım medyasıyla insanlara görüşlerini aktarma imkanlarını kaybediyorlar. Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun gittikten sonra kimse bu gazeteyi almayacak denmişti, ama hala Hürriyet Türkiye’deki en etkili gazete. Şimdi hatırlamayabilirsiniz ama Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan kovulduğunda Hürriyet’e getirilmişti. Çölaşan yazmaya başladığında insanlar bir kaç gün Sözcü aldı ama daha sonra bir gazete olarak aradıklarını bulamadıkları için Hürriyet’e geri döndüler. Okumaya devam et