KİTAP ÖZETİ VE İNCELEMESİ: THE MEME MACHINE / SUSAN BLACKMORE

fullsizeoutput_171f

MEMETİK KURAM

Türkiye’de çok az bilinen bir kavram memetik. Ama rahatlıkla biyolojik evrim kuramının
bir üst modeli denebilir. Yurtdışında da gereken ilgiyi görmüyor, çünkü kuramın bayraktarı Susan Blackmore sosyolog ve sosyobiyologlara çok haklı eleştiriler getiriyor. Böyle olunca da görmezden gelindiği düşünülebilir.

Blackmore öncelikle tanımı yaparak başlıyor. Mem nedir?

Terimi ilk kez Richard Dawkins 1976 yılında yazdığı Bencil Gen adlı kitabında kullandı. Memler, genlerin kültürel alandaki karşılığı. Genler nasıl kendini çoğaltma eğilimi taşıyorsa, memler de faydalı ya da zararlı olduklarına bakmaksızın aynı eğilimleri taşıyor. Susan Blackmore ise mem tanımını bir adım öteye taşıyarak memetik kuramı geliştiren kişi.

Memlerin neler olduğunu anlamak için şu durumu düşünmek gerekir: Yeni doğmuş bir bebeğin tek başına bir ormanda, bir şekilde erişkinliğe ulaştığını düşünelim. İnsanlarla hiç teması olmadığı için konuşmayacak, saçları uzun bir kadın ise toka takmayacak, makyaj yapmayacak, ateş yakamayacak, inanç diye bir şeyden haberi olmayacak, yani John Locke’un tabula rasa‘sı gibi boş bir levha olacaktır. (Hayvanlardan görebileceği sınırlı davranışlardan birisi yemek olacaktır, ama o da biyolojik bir içgüdüdür.) İşte bu boş levhayı dolduran kültüren kodların hepsi birer memdir. İşbirliği yapan bir çok mem’in bir araya gelmiş haline de Susan Blackmore mempleks diyor; sanat, mimarlık, dinler gibi.

Memlere örnekler vermeye devam edersek; sözcükler, kurallar, şarkılar, takı takma, düğün yapmak, el hareketleri, yemek pişirme gibi kültürden kültüre değişiklik gösteren tüm unsurları sayabiliriz. Bu bağlamda aklımızdan çıkaramadığımız o rahatsız edici reklam müziği de bir memdir. Faydalı olmasa da kopyalanmaya çok uygun bir yapısı vardır çünkü. Memler de aynı genler gibi, taşıyıcının faydasını ya da zararını gözetmez. Sadece çoğalmaya çalışır.

Nelerin mem olmadığını anlamak içinse yine ormanda tek başına erişkinliğe ulaşan çocuğu düşünelim. Örneğin ağlama bir mem değildir, çünkü ağlama diye bir şeyi başka bir insanda görmese bile canı acıdığında ağlayacaktır. Yani memler biyolojik içgüdüler değil, esas olarak insana özgü taklit yeteneğiyle yayılabilen kültürel kodlardır. Peki bunlardan yeni bir evrim kuramı çıkarmak nasıl mümkün oluyor? Okumaya devam et

Reklamlar

KİTAP ÖZETİ VE İNCELEMESİ: GOOGLE NASIL ÇALIŞIR

Google Nasıl Çalışır

Google eski CEO’su Eric Schmidt ve Başkan Yardımcısı Jonathan Rosenberg’in birlikte yazdıkları Google Nasıl Çalışır (How Google Works) çoğu iş kitabının aksine içeriği oldukça dolu bir kitap. Google’ın işleyişiyle ilgili gizli olması gerektiğini bile düşündürecek pek çok bilgi veriyor ve genel yönetim anlayışına ilişkin bol miktarda somut önerilerde bulunuyor. Okuma dili konusunda yine aynı tavsiyede bulunacağım, İngilizceniz orta düzey ve üzeriyse mutlaka Türkçe çevirisi yerine orijinalinden okuyun. İngilizce ve Türkçe gibi farklı ailelere ait diller arasındaki çevirilerde önemli anlam kayıpları ve anlatım bozuklukları olabiliyor.

Ben kitap özetlerini bölüm sırasıyla yazmak yerine en çok aklımda kalan, ilgimi çeken noktalardan başlayarak yazmayı tercih ediyorum. Bu nedenle bu kitapta da böyle bir sıralama izleyeceğim.

Öncelikle en çok akılda kalanlardan birisi, Google ve Rhodes bursu arasındaki yakın işbirliği. Öyle ki kitapta bu bursa sahip olanların herhangi bir eleme uygulanmadan Google’da işe başlayabileceği belirtiliyor. Bu neden dikkat çekici? Çünkü Rhodes bursunu veren kurum  Okumaya devam et

KİTAP ÖZETİ VE İNCELEMESİ: SAPIENS / YUVAL NOAH HARARİ

IMG_6042Öncelikle şunu söyleyeyim, daha önce önerdiğim Üçüncü Şempanze‘yi henüz almadıysanız ilk olarak bu kitabı okumak isteyebilirsiniz. Çünkü Üçüncü Şempanze’nin yazarı Jared Diamond, Yuval Harari’ye bu kitabı yazarken bir nevi akıl hocalığı yapmış ve kendi kitabına göre çok daha akıcı ve öykü tonunda bir metin ortaya çıkmış. Diamond’un kitabı elbette hala bir başyapıt. Ancak çok miktarda veri içeriyor. Öte yandan Diamond (Harari’nin aksine)  gerçek bir bilimadamı olduğu için biraz daha teknik ve gerçekçi bir dil kullanıyor, ayakları daha yere basan, siyasi anlamda daha tarafsız çıkarımlarda bulunuyor.

Kudüs İbrani Üniversitesi‘nde tarih dersleri veren Harari’ye baktığımızda ise hızlı bir şekilde okunabilen, daha akılda kalıcı bir yazım tekniği görüyoruz. Fakat yazarın “Dünya Devleti” kehanetini biraz ısrarla öne çıkarması bu tarz bilimsel bir başlıktan beklenen tarafsızlığa açıkça ters düşüyor ve komplo teorisyenlerine gün doğuruyor. Harari’ye göre hiç şüphe götürmeyecek şekilde dünya tek bir devlet olmaya doğru gidiyor. Bu savın bizim gibi ulusal birliğine sahip çıkan ülkelerde hangi şekilde kullanıldığını çok iyi biliyoruz. Bu akımın kafasındaki Dünya Devleti’nde yöneticilerin ‘kimler’ olacağı çoktan belli. Bizdeki başkanlık sistemini isteyenler neden istiyorsa bunlar da aynı sebeplerden Dünya Devleti istiyor.

Ayrıca ortak tarihçi komisyonu önerisi Ermenistan tarafından kabul edilmemiş olmasına rağmen Okumaya devam et