KİTAP ÖZETİ VE İNCELEMESİ: SAPIENS / YUVAL NOAH HARARİ

IMG_6042Öncelikle şunu söyleyeyim, daha önce önerdiğim Üçüncü Şempanze‘yi henüz almadıysanız ilk olarak bu kitabı okumak isteyebilirsiniz. Çünkü Üçüncü Şempanze’nin yazarı Jared Diamond, Yuval Harari’ye bu kitabı yazarken bir nevi akıl hocalığı yapmış ve kendi kitabına göre çok daha akıcı ve öykü tonunda bir metin ortaya çıkmış. Diamond’un kitabı elbette hala bir başyapıt. Ancak çok miktarda veri içeriyor. Öte yandan Diamond (Harari’nin aksine)  gerçek bir bilimadamı olduğu için biraz daha teknik ve gerçekçi bir dil kullanıyor, ayakları daha yere basan, siyasi anlamda daha tarafsız çıkarımlarda bulunuyor.

Kudüs İbrani Üniversitesi‘nde tarih dersleri veren Harari’ye baktığımızda ise hızlı bir şekilde okunabilen, daha akılda kalıcı bir yazım tekniği görüyoruz. Fakat yazarın “Dünya Devleti” kehanetini biraz ısrarla öne çıkarması bu tarz bilimsel bir başlıktan beklenen tarafsızlığa açıkça ters düşüyor ve komplo teorisyenlerine gün doğuruyor. Harari’ye göre hiç şüphe götürmeyecek şekilde dünya tek bir devlet olmaya doğru gidiyor. Bu savın bizim gibi ulusal birliğine sahip çıkan ülkelerde hangi şekilde kullanıldığını çok iyi biliyoruz. Bu akımın kafasındaki Dünya Devleti’nde yöneticilerin ‘kimler’ olacağı çoktan belli. Bizdeki başkanlık sistemini isteyenler neden istiyorsa bunlar da aynı sebeplerden Dünya Devleti istiyor.

Ayrıca ortak tarihçi komisyonu önerisi Ermenistan tarafından kabul edilmemiş olmasına rağmen Okumaya devam et

FRANSIZ MONARŞİSİ NASIL YOK OLDU?

versay

Evet devrimin nasıl geldiği tarih derslerinde madde madde anlatılır, insan hakları, aydınlanma, liberte, egalite, vesaire. Ama işin arka planı o kadar da basit değil. Kralın sonunu getiren zincirleme olayları başlatan şey, aslında tek bir şirketin ve onun ortaya çıkardığı krizin kötü yönetilmesiydi: Mississippi Şirketi. Nasıl olduğunu anlamak için 18. yüzyıl başlarına gidelim. Okumaya devam et

YAŞA VAROL SARTRE

Şimdiye kadar en çok yanlış anlaşılmış görüşlerden birisidir Sartre’ın varoluşçuluğu. Teist kesimlerden ve tam olarak okuyup anlayamamış çevrelerden tenkitler gelmiştir genelde. Sartre’ın felsefesini özetlerken, bu tenkitlerin neden yersiz olduğunu da aktaracağım.

Tam adıyla Jean-Paul Charles Aymard Sartre, 1905 yılının en uzun gündüzünde, 21 Haziran 1905’te Paris’te doğdu. 10 yaşına kadar yaşıtlarından yalıtılmış bir şekilde, dul kalmış olan annesi ve annesinin ailesiyle birlikte yaşadı. Bu yalnızlıkla geçen uzun çocukluk dönemi büyük olasılıkla görüşlerini ve yazacağı eserleri de etkiledi. Etrafından izole bir şekilde yaşayan insanlar hakkında yazacaktı sıklıkla.

Gözündeki rahatsızlık ve boyunun kısa olması nedeniyle kendisini ‘çirkin’ olarak nitelendiriyordu. Hayat boyu inişli çıkışlı bir ilişki yaşayacağı Simone de Beauvoir ile Paris’te devam ettiği École Normale Supérieure’de tanıştılar. 1938 yılında yazdığı, kendi varoluşundan ürperen bir Fransız yazarı anlattığı Bulantı (La Nausée) ilk ciddi yapıtıdır. Halen okumadıysanız bir an önce okumanızı öneririm. Sartre ayrıca oyunlar da yazdı. 1944 yılında yazdığı Huis Clos (Çıkış Yok)’ta ünlü repliği “Cehennem başkalarıdır” yer alır. Temel başyapıtıysa 1943 yılında yayınlanan Okumaya devam et

FUTBOL NEREYE KADAR?

IMG_0065Bu satırları yazarken Fenerbahçe, ekrandaki kısaltması MOL olan bir takım karşısında kendi sahasında 3-1 geride.

Takımın tam adını bilmiyorum, çünkü yaklaşık 7-8 yıldır futbolla hemen hiç ilgilenmiyorum. Sadece şu son bir ayda ücretsiz kanallarda denk gelen maçlara şöyle bir bakıyorum. Letonya ile berabere kaldık, Hollanda ile “umutlandık”, Galatasaray bir yabancı takımdan fark yedi.

Futboldan soğumamın bir çok nedeni var muhtemelen, ama net hatırladığım bir an televizyon seyrederken kola içtiğim bardağa baktığım andı. Bir kola firmasının bizim de katıldığımız Kore 2002 Dünya Kupası sırasında promosyon olarak dağıttığı bardak. Bardağa bakınca Okumaya devam et

CEMAL MAYMUNSOY

Cemal Maymunsoy

Cemal fakültenin koridorunda hızla yürüyordu. Akşamüzeri olmasına rağmen henüz bir şey yememişti. Ama tez danışmanlığını yapan profesöre taslağını gösterip fikrini alacaktı ve görüşme saatini kaçırmaması gerekiyordu. “Çıkışta kantinden birşeyler alır yerim” diye düşündü. Yolda giderken fotokopiciye uğradı, bastırdığı son taslak için bir plastik dosya aldı. Kağıtları ustaca bir hareketle dosyanın içine yerleştirdi. Akmar pasajındaki sahaftan aldığı “Zaman Yönetimi” kitabında altını çizdiği satırlardan birinin söylediği gibi, acele etmesi işleri baştan savma yapması anlamına gelmemeliydi. Bu nedenle plastik dosya ayrıntısını es geçemezdi.

Profesörün kapısının önüne geldiğinde bir besmele çekti ve kapıyı tıklattı. İçeriden “Gir!” sesi geldi. Kapıyı yavaşça açtı. Loş bir odaydı. Duvarları sanki bir evin odasıymış gibi, dikey desenli duvar kağıdıyla kaplıydı.

– Merhaba hocam!

– Hoşgeldin Cemal. Gel bakalım, bugün neler getirdin bize.

– Hocam bu bölümde biraz Darvin’in gemisi Beagle üzerinde durdum. Konuyla direk ilgili olmasa da alçakgönüllü sayılabilecek bir tekne olması araştırmanın yapıldığı koşullar hakkında daha etkili bir bakış açısı verebilir diye düşündüm.

– Güzel düşünmüşsün. İçimden bir ses bu tezi okul arşivinde bırakmayıp kitap olarak da yayınlamak istediğini söylüyor.

– Doğrusu bunu ilk kez sizden duyuyorum Ama şimdi düşündüm de, istediğim sonuçlara ulaşabilirsem gerçekten de yayınlatmak isteyebilirim, neden olmasın?

Profesör gülümsedi.

– İstediğin sonuçlara ulaşırsan mı?

– Evet.

– Dürüst olman güzel, ama ben en iyisi bunu duymamış olayım…  Okumaya devam et

PARİS ATAŞEHİR OLMAKTAN NASIL KURTULDU

Plan Voisin

Paris 1925’te beton bloklardan oluşan bir kent olmaktan son anda kurtuldu. Le Corbusier adındaki modernizm sapkını mimar, bir nevi yeni Haussmann’lığa soyunarak Paris’in en eski tarihi bölgelerinden Marais’ye buldozerler ile girmeyi planlıyordu. İki bin yıllık tarihi olan bu mahalleyle birlikte Seine nehrinin kuzeyinde kalan şehir merkezini dümdüz ederek 60’ar katlı, haç biçimli dikdörtgenler dikilecekti adını bir otomobil markasından alan Plan Voisin’e göre. Aralarına da biraz çim serpiştirilecekti doğallık sosu olarak. Okumaya devam et

YARAMAZ ÇOCUK

İnsan türü olarak kendimizle övünmeye bayılırız. Bunu yaparken de hep deriz ki, insanın hayvandan farkı düşünmesidir, konuşmasıdır vb vb. Bunların hepsi palavradır aslında.

Hayvanlar düşünmüyor mu? Avına yaklaşma stratejisini saatler öncesinden planlayan bir aslan sürüsüne sorun.

Hayvanlar konuşmuyor mu? Balinalara sorun. Yunuslara sorun. Kuşlara sorun. Gerçi zavallı balinalar bizim gürültülü tankerlerimiz yüzünden artık sadece çok kısa mesafelerde haberleşebiliyor. Tankerlerden önce binlerce kilometre uzaktan iletişim kurabiliyorlardı, üstelik belirli sözcükleri olan bir dille. Okumaya devam et

HÜRRİYET’TEKİ AYRILIKLAR

lyYj56Ki_400x400Hürriyet’teki yazar ayrılıkları birbirine benzer akışlar ile gerçekleşmeye başladı. Son olarak Yılmaz Özdil olayında da gördük. Önce küfürlü bir yazı yazılır, sonra da ya istifa edilir ya da işten çıkartma gerçekleşir.

2010 yılında Oktay Ekşi “Bunlar analarını da satarlar” cümlesini taşra baskısına koydurmuş ve ardından “Kantarın topuzunu kaçırmışız” diyerek istifa etmişti. Emin Çölaşan’ın da ifadelerinin hakaret sınırlarında dolaştığı sık sık görülüyordu. Daha sonra gazete yönetimi hükümetin de baskılarıyla Çölaşan’ın ilişiğini kesmek zorunda kalmıştı.

Benim anlamadığım, bu tarz ayrılıklar tam olarak hangi amaca hizmet ediyor. Eğer muhalif görüşe hizmet ediyor denirse bu pek de doğru değil, çünkü Hürriyet hiç bir zaman ana akım medyanın en etkili gazetesi olma durumunu kaybetmeyecek. Yani bu yazarlar ana akım medyasıyla insanlara görüşlerini aktarma imkanlarını kaybediyorlar. Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun gittikten sonra kimse bu gazeteyi almayacak denmişti, ama hala Hürriyet Türkiye’deki en etkili gazete. Şimdi hatırlamayabilirsiniz ama Yılmaz Özdil, Emin Çölaşan kovulduğunda Hürriyet’e getirilmişti. Çölaşan yazmaya başladığında insanlar bir kaç gün Sözcü aldı ama daha sonra bir gazete olarak aradıklarını bulamadıkları için Hürriyet’e geri döndüler. Okumaya devam et

İNSAN TÜRÜNÜN TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK HATA

IMG_3658.GIF

Pulitzer ödüllü evrim biyoloğu ve popüler bilim yazarı Jared Diamond‘un Discover dergisi Mayıs 1987 sayısında yer alan bu makalesi büyük ihtimalle yıllar sonra çok daha fazla önem kazanacak. Türkçe’ye hiç çevrilmemiş, bu nedenle İngilizce bilmeyenlerin de okuyabilmesi için ben çevirdim.

Dünya haritasına bakarsanız şu anda çöl olan yerlerin önemli bir kısmı uzak geçmişte yoğun şekilde tarım yapılan bölgeler. İnsan eliyle zorla yetiştirilen yabancı bitkilerin istilası ve tarım alanı açmak için yapılan orman katliamlarının sonucu. Bizi özellikle Ortadoğu ilgilendiriyor, çünkü tarımın icat edildiği yer. Ve her zaman dünyanın en karışık ve kavgalı bölgesi oldu. Makaleyi okuduğunuzda dinlerin, din savaşlarının ve daha pek çok toplumsal olgunun neden buradan ortaya çıktığını anlayacaksınız. Orijinal makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:

http://discovermagazine.com/1987/may/02-the-worst-mistake-in-the-history-of-the-human-race

 

İnsan Türünün Tarihindeki En Büyük Hata

(The Worst Mistake In The History Of The Human Race)

Bilim, kendimiz hakkında sahip olduğumuz abartılı imajda tarih boyunca pek çok kez dramatik boyutta değişikliklere sebep oldu. Astronomi gösterdi ki dünyamız evrenin merkezi değil, aksine milyarlarca gök cisminden sadece bir tanesi. Biyolojiden öğrendik ki bedenimiz bu haliyle bir anda (damdan düşer gibi) yaratılmadı, milyonlarca tür ile birlikte evrimleşen canlı türlerinden sadece birisiydi. Şimdiyse arkeoloji bir kutsal inanışı daha yıkıyor: İnsanlığın son milyon yıllık tarihinin uzun bir ilerleme hikayesi olduğu inanışı. Özellikle de son bulgular, aslında daha iyi bir hayata ulaşmamızı amaçlayan tarıma geçiş kararımızın, bizi asla kurtulamadığımız  bir felakete sürüklediğini gösteriyor. Tarım ile birlikte varlığımızı lanetleyen büyük sosyal eşitsizlik, cinsiyet eşitsizliği, hastalıklar ve despotizmle tanıştık.

Okumaya devam et

SIRA ANAYASA MAHKEMESİ ANDI’NDA

(13 Ocak 2011 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştır.)

HÜRRİYET Gazetesi’nde dün “Uyumda, mahkeme andı değişti” başlığı ile yayınlanan habere göre Anayasa Mahkemesi başkan ve üyelerinin devlet protokolü önünde göreve başlarken içtikleri ant metninden “Türk milleti” ve “Türk evladı” ifadeleri çıkarıldı.

Şimdi başka bir kaynaktan alıntı yapalım. Baron Joseph Von Hammer Purgstall’ın Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, Cilt 1, Sayfa 29 (Bolca Arapça ve Farsça bulaşmış Mehmet Ata Bey çevirisi ile):

Okumaya devam et