ÇAĞIN GÜNAH KEÇİSİ: SOSYAL MEDYA

f-selfies-a-20150113.jpgSosyal medyanın ortaya çıkışından beri akıllı cihazlar yeni bir çeşit mahkeme salonu haline geldi. Öyle ki jüri de, sanık da, hakim de aynı kalabalık ve başparmaklarıyla ekranı yukarı doğru kaydırırken sürekli birbirleri hakkında yargılamada bulunuyorlar. Sanıkların ise genelde hükümden haberi bile olmuyor.

Bu yazının konusu ise çeşitli ortamlarda sıklıkla yapılan bir eleştiri: İnsanların sadece iyi anlarını paylaştıkları, aslında o kadar da güzel bir hayat sürmedikleri, sahte birer profil çizdikleri söylemi.

İyi de arkadaşlar, sosyal medyanın, hatta internetin daha düşüncesi ortada yokken, örneğin 1950’lerde insanlar tatile gittiğinde ne yapıyordu? Kartpostal gönderiyorlardı mesela gittikleri yerden. Peki bu kartpostalların arkasına yol arkadaşlarının ne kadar çekilmez olduğunu, ya da o gün havanın ne kadar berbat olduğunu mu yazıyorlardı? Ya da kartpostalın ön yüzünde mezarlık ya da çöplük resimleri mi vardı? Elbette gittiği yerin en güzel hali yansıtılırdı, eş dost da bunu görsün ve sevinsin istenirdi (eğer gerçek dost ise).

Daha geriye gidelim, eski imparatorluklara. Balolara, düğünlere insanlar neden günler öncesinden hazırlanarak en güzel giysileriyle gidiyordu? Kötü bir gün geçirmiş olsa bile, genç kızlar ve erkekler daima karşısındakine en güzel yüzünü göstermek üzere koşullanırdı bu buluşmalarda.

“Nasılsın?” sorusuna otomatik olarak “İyiyim” diye cevap vermek insanın doğasında var. Ancak soruyu soran gerçekten çok yakınımızsa doğal tepkinin dışına çıkar ve iyi olmadığımızı söyleyebiliriz. İçgüdüsel olan, zayıflığımızı ilan etmemektir çünkü.

Dış dünyaya olduğumuzdan daha iyi görünmek biyolojimizde bile var. O güzel derimizin sakladığı iç organları, atıkları, şekilsiz kemikleri bir düşünün. Tıbben mümkün olsaydı bile kimse derisiz gezmek istemezdi.

Ölüm gibi bir gerçek var, ve biz malesef bunun üzerinde düşünme yetisi olan, onun bu kadar farkında olan tek canlıyız. Hayat dediğimiz şey kısa bir parlama, hem de içinde pek çok karanlıklar içeren. Bu yolculuktaki yolcu elbette ışıklı anlara odaklanacak, hatta bazen onlara büyüteç ile bakacak, gösterecek, etraftan da daha aydınlık görünsün isteyecek.

Bence sosyal medyadaki tehlike iyi hayat paylaşımları değil, olumsuz paylaşımlar. Eskiden olumsuz düşüncelerin, hezeyanların bu kadar hızlı ve bu kadar çok kişiye ulaşacak şekilde paylaşılacağı bir ağ yoktu. Canlı yayında intihara kadar giden aşırılıklar bu akımın sonucu. Olumsuz paylaşımlar olumlu olanlara göre çok daha hızlı yayılıyor, yeniden paylaşılıyor. Okuyan paylaşmasa bile, keyfi kaçıyor. Bugünkü durum, memetik açıdan bakıldığında toplumsal huzur için ciddi risk içeriyor. (Hatta belirli odaklar kriz durumlarında ülkeleri karıştırmak için de bu yolu çok iyi kullanıyorlar, özellikle yalan haberler ile)

Bu nedenle siz de ağınızdaki “yüksek hayat” paylaşımlarından rahatsız olanlardansanız, onları masum birer kartpostal olarak görün ve siz de kendi kartpostallarınızı paylaşın. En azından gerçek sevenlerinizi mutlu etmiş olursunuz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s