CEMAL MAYMUNSOY

Cemal Maymunsoy

Cemal fakültenin koridorunda hızla yürüyordu. Akşamüzeri olmasına rağmen henüz bir şey yememişti. Ama tez danışmanlığını yapan profesöre taslağını gösterip fikrini alacaktı ve görüşme saatini kaçırmaması gerekiyordu. “Çıkışta kantinden birşeyler alır yerim” diye düşündü. Yolda giderken fotokopiciye uğradı, bastırdığı son taslak için bir plastik dosya aldı. Kağıtları ustaca bir hareketle dosyanın içine yerleştirdi. Akmar pasajındaki sahaftan aldığı “Zaman Yönetimi” kitabında altını çizdiği satırlardan birinin söylediği gibi, acele etmesi işleri baştan savma yapması anlamına gelmemeliydi. Bu nedenle plastik dosya ayrıntısını es geçemezdi.

Profesörün kapısının önüne geldiğinde bir besmele çekti ve kapıyı tıklattı. İçeriden “Gir!” sesi geldi. Kapıyı yavaşça açtı. Loş bir odaydı. Duvarları sanki bir evin odasıymış gibi, dikey desenli duvar kağıdıyla kaplıydı.

– Merhaba hocam!

– Hoşgeldin Cemal. Gel bakalım, bugün neler getirdin bize.

– Hocam bu bölümde biraz Darvin’in gemisi Beagle üzerinde durdum. Konuyla direk ilgili olmasa da alçakgönüllü sayılabilecek bir tekne olması araştırmanın yapıldığı koşullar hakkında daha etkili bir bakış açısı verebilir diye düşündüm.

– Güzel düşünmüşsün. İçimden bir ses bu tezi okul arşivinde bırakmayıp kitap olarak da yayınlamak istediğini söylüyor.

– Doğrusu bunu ilk kez sizden duyuyorum Ama şimdi düşündüm de, istediğim sonuçlara ulaşabilirsem gerçekten de yayınlatmak isteyebilirim, neden olmasın?

Profesör gülümsedi.

– İstediğin sonuçlara ulaşırsan mı?

– Evet.

– Dürüst olman güzel, ama ben en iyisi bunu duymamış olayım… 

Cemal’in gözleri istemsiz bir şekilde masanın önünde duran koyu yeşil renkli dolmakaleme takıldı. Bacağındaki tiki geri dönmüştü. Ayağı yere hızla ritmik olarak vuruyordu. Karnı açken daha mı çabuk bu hale geliyordu? “İşte şimdi battım” diye düşündü. Diğer derslerindeki notları zaten parlak değildi. Bir de tezden kalırsa bir çuval incir berbat olacaktı.

– Sevgili Cemal, bilimadamı olmak istiyorsun değil mi?

– Evet hocam, elbette.

– Bilimin amacı nedir?

– Doğayı ve evrenin işleyişini anlamak.

– Pek çok tanımı vardır, senin söylediğin de bunlardan biri. Ve sen bana diyorsun ki, evren benim istediğim şekilde işlemiyorsa küserim ve kitaplaştırarak kimseye duyurmam. Bu cevabından hiç değilse ulaştığın sonuçları çarpıtmayacağını çıkarıyorum, dürüst bir insan olduğun için. Ancak yine de bu dürüstlük yeterli değil. Çünkü sen, bilime ve insanlığa karşı en büyük suçlardan birini işliyorsun: Dogma! Seni az çok tanıdığım için düşünceni şekillendiren fikir akımlarını tahmin edebiliyorum. Tek bir yaratıcıya ve onun insanı özel olarak diğer canlılardan ayrıcalıklı yarattığına inanıyorsun. Ve doğal olarak tezinin de bu konuyu desteklemesini bekliyorsun.

– Hocam, tam olarak öyle değil.

– Peki o zaman istediğin sonuçlardan kastın nedir?

– …

– Dürüst bir insan olduğunu söylemiştim. Yalan söylemediğin için değil, çok kötü yalan söylediğin için.

Cemal bir açıklama yapmak için nefes aldı, bacağındaki titremeyi kısa bir süre için de olsa durdurdu. Hocası gözlerini kırpmadan ona bakmaktaydı. Sessizlik. Cemal’e saatler gibi gelmişti.

– Neyse, gelelim Beagle’a. Nasıl bir tekneymiş bakalım bu?

– Hocam aslında bence de bugünkü görüşmeyi yapmamış olalım. Çünkü bu taslakları size teslim etmekten vazgeçtim. Okuduğunuzda da memnun kalmayacağınıza eminim.

– Tamam, anladım. Bunları teslim almayacağım. Ama ver bakalım en azından tonunu anlamaya çalışayım. Biliyorsun çok okumanın en iyi tarafı, okudukça daha da az okuyarak fikir edinebilmektir.

– Evet hocam aslında ben de tam bu nedenle teslim etmekten vazgeçmiştim. Bir cümle bile okusanız anlayacaksınız nasıl bir amaçla yazıldığını.

– Öncelikle bir amacın olmasının kötü bir şey olmadığını bilmeni isterim. Bilimadamlarını araştırmaya götüren ilk etken öncelikle sezgileridir. Özellikle araştırmanın giriş ve önsöz bölümlerinde bu sezgilerinden söz etmenin bir sakıncası yok. Ama deneylerin ve ispat çabaların zorlama bir şekilde bu amaca yöneltiliyorsa işte orada sorun var. Zincirin eksik halkalarını pamuk ipliği ile bağlayamazsın! Tüm bulguların sistematik bir şekilde bir sonuca gitmeli. Gidemiyorsa da eksik kalan veri kümelerini, ya da bilimsel fenomenleri vurgulamalı ve araştırmanı ilerletme işini senden sonraki bilimadamlarına bırakmalısın.

– Hocam taslakları alabilir miyim?

– Anlatacaklarım daha bitmedi. Bak daha henüz bir satır bile okumadım. Ama sana yazmış olduğun ifadelerden bir kaç tanesini söyleyeyim. “Yaratıcı”, “mükemmel tasarım”, “üstün canlı”, “kendiyle ilgili bilinci olan tek canlı”…

– Sanırım taslağı vermeyeceksiniz.

– Darvin’in Tanrı fikrine karşı çıktığını sanırlar. Oysa o tam bir bilimadamına yakışır şekilde, bu konuyla ilgili bağlayıcı hiç bir yorum yapmamıştır. Çünkü ister inan ister inanma, böyle bir yorum bir tür kibir göstergesidir. Kibir bildiğin gibi bütün dinlerdeki en büyük günahlardan. Çünkü insanın kendi türüyle ilgili en çok rahatsız olduğu özelliklerin başında geliyor. Elbette Darvin’in kültüründeki Hıristiyan tanrısı – tanrıları – tanrısalları onun evrim kuramında yerini bulamazdı, ancak Darvin yine de asla her şeyin bir rastlantı sonucu olduğunu öne sürmez. Ama bilinçli olarak yaratıldığınu da iddia etmez. Çünkü bunlar bilimadamının en azından şu an için araştırabileceği bilgi evreni içerisinde bulunmuyor.

Neden kibir göstergesi olduğuna gelince. Öncelikle bilinemez soruların cevapları konusunda yorum yapmak, kendini diğer insanlardan daha üstün tutmak demektir. “Ben Tanrı’yla konuştum, size şu şu maddeleri iletmemi istedi” demek, kimilerine göre düpedüz “Siz onunla konuşmaya layık değilsiniz. O, sadece beni seçti.” demektir. Birisi asla ona “Bana da bir görüşme ayarlar mısın?” diyemez. Ancak bu söylediklerimle peygamberlerin kibirli olma özelliklerinin ön planda olduğunu savunuyorum gibi anlaşılmasın. Dinler tarihine baktığında, hemen hemen tüm peygamberlerin zor durumda olan kavimlerden olduğunu ve kavimlerini maddi ve manevi -özellikle maddi- olarak daha iyi bir düzeye çıkardıklarını görürsün. Tabii bir de halkını kurtardığı halde, kendini peygamber ilan etmek yerine halkının sorgulayarak, aklın ışığında ilerlemesini dileyen önderler de var.

Tarımın icadı ile birlikte kölelik kurumu ortaya çıktı ve insanların boş vakti arttı. Böylece özellikle Antik Yunan gibi kavimlerde felsefe, din gibi konulara ilgi duyulmaya başladı. Platon’un Devlet’ini okumuşsundur diye tahmin ediyorum. Antik Yunan’daki hakim sınıfın yine bir boş vakitlerinde şarap eşliğinde yaptığı muhabbetler. – O zamanlarda rakı henüz yokmuş – Kitabın ortalarına doğru konu gençlere dini hikayelerin nasıl anlatılacağına gelir. Ve düpedüz bu ihtiyar heyeti topluma sunulacak dini tasarlamaya, revizyonlar yapmaya devam eder. Çok tanıdık değil mi? Bugün bütün bu eski dinler birer peri masalına dönmüş durumda. Bugünkülerin de yarın başına aynısının gelmeyeceğini nereden biliyoruz?

Şimdi çıkmam gerekiyor. Haftaya bugün yeni taslakları iletebilirsin.

 

Cemal odadan çıktı. Kantine uğramadı. Doğrudan çıkışa yöneldi.

 

Yaşamın Evreleri - Caspar David Friedrich

Yaşamın Evreleri – Caspar David Friedrich

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s