BOHEM ŞEHİR PRAG

IMG_1042

Hiç Kafka okumamış olsanız bile, Prag’ın düzensiz sokaklarında kayboldukça onun nasıl bir tonda yazdığını kolaylıkla anlarsınız. Avrupa’nın heykel binaları burada da var. Ama tek bir farkla. Binaların birbirine ve sokaklara açıları daha gelişigüzel olamazdı. Buradan bir Haussmann geçmediği o kadar belli ki. Kimileri iyi ki geçmemiş diyecektir. Avrupa’ya ikinci bir Paris gerekmezdi belki de.

Çekler Kafka’ya kırgındı, çünkü o bütün romanlarını Almanca yazmıştı. Prag’daki Kafka müzesini bile Çekler değil İspanyollar kurmuş. Çekçe’nin Almanca’daki derinliğe sahip olup olmadığı ise tartışılır.

Ben Prag’a ilk olarak bir Ağustos ayında gittim. Çeklerin her yaz kendi yaylalarına (Çekçe’de “chata”) neden kaçtıklarını anlamak zor olmadı. Nehirden yükselen nem, güneşin fırına dönüştürdüğü taş binalardan yayılan ısıyla birleşince labirent şeklindeki sokakları daha da uzatıyordu. Ama bu yine de eski şehrin örgüsünde kaybolma isteğinin önüne geçemedi. Seyahatin sonunda ise hava bir anda bir İstanbul Kasım’ına dönüştü. Durmayan yağmur ve soğuk rüzgar. Uzun kollular yetmez oldu.

Karel köprüsü (Charles bridge) şehrin odağı. Hıristiyanlık figürleri köprüye hakim. Ortaçağ’da Avrupa’daki mezhep savaşlarına çözüm olarak bir ortak düşman yaratılma gereği hissedilmişti. Bunun için en uygun aday elbette o dönemde Osmanlı’ydı. Aslında yönetimdeki gerçek Türkleri çoktan uzaklaştırmış olan Osmanlılar, o dönemde tüm Avrupa’da Türk olarak adlandırılıyordu. Hala da okullarında Türk karşıtlığı öğretilirken, aslında Osmanlı’daki devşirme komutanların ve padişahların hırsları sonucu ortaya çıkan fetihçilik hedef alınmakta. Köprüdeki heykellerden en çok ilgi çekenlerden biri, Hıristiyanları zindana atmış bir Osmanlı komutanını resmediyor.

Prag’a ilk kez gittiyseniz Prag kalesi nerede diye siz de uzun süre yükseklerde arayabilirsiniz. Kale denen şey aslında yıllar içinde pek çok ek bina eklenen bir yönetim birimleri kompleksi. En büyük binasının bir üniversiteye benzediği bile söylenebilir.

Çekler sırasıyla Almanlar, İngilizler, yine Almanlar ve sonrasında Ruslar tarafından yönetilmiş. Şu andaysa İngilizlerin Bohemya’daki üssü diyebiliriz. Bölünme sonrası ortaya çıkan Slovakya daha çok Rus kontrolünde.

Senato binasının karşısında bir grotesk duvar var. Bu duvarın yapılma amacı, demokrasiden uzaklaşıldığında ortaya çıkacak canavarların hatırlatılmasıymış. Duvarın yanındaki büyük kafesin içine dikkatlice bakarsanız, irice bir köpek büyüklüğündeki baykuşları görebilirsiniz.

Prag’da mutlaka yapılması gerekenler arasında Belediye Sarayı’nda konser izlemek en başlarda geliyor. Smetana salonu, binanın dış cephesinden bile daha ihtişamlı. Salon adını ünlü Çek besteciden alıyor.

Prag’a tekrar gider miyim? Evet bir kez daha giderim. Çünkü şehrin tarihini anlatan en önemli yerlerden Yahudi mahallesini gezmek bu gidişimde mümkün olmadı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s