YARAMAZ ÇOCUK

İnsan türü olarak kendimizle övünmeye bayılırız. Bunu yaparken de hep deriz ki, insanın hayvandan farkı düşünmesidir, konuşmasıdır vb vb. Bunların hepsi palavradır aslında.

Hayvanlar düşünmüyor mu? Avına yaklaşma stratejisini saatler öncesinden planlayan bir aslan sürüsüne sorun.

Hayvanlar konuşmuyor mu? Balinalara sorun. Yunuslara sorun. Kuşlara sorun. Gerçi zavallı balinalar bizim gürültülü tankerlerimiz yüzünden artık sadece çok kısa mesafelerde haberleşebiliyor. Tankerlerden önce binlerce kilometre uzaktan iletişim kurabiliyorlardı, üstelik belirli sözcükleri olan bir dille.

Ekonomistler uydurmaya bayılırlar, mülkiyet kavramı sadece insanlarda vardır diye. Hiç mi ormanda bölge savaşı veren hayvan gruplarını izlemediniz be gafiller. Kız tavlamak için arkadaşından taş çalan hırsız pengueni de mi görmediniz? Mülkiyetin daha vahşisi hayvanlarda bizden daha da öncesinden beri mevcut. Hayvanlar ilk kapitalistlerdi.

Böyle daha onlarca örnek verilir insanları hayvanlardan ayıran. Ama her özelliğin bir izdüşümünü hayvanlarda da bulmak mümkün.

Bizim tür olarak farkımız nedir biliyor musunuz?

Suçluluk hissi !

Herhangi bir nesil yoktur ki, önceki nesle göre insanlıkta herşeyin daha kötü olduğunu düşünmesin. “Bu gidişle kıyamet kopacak” dememiş olsun. İnanmıyorsanız geçmişteki gazete arşivlerini, ya da binlerce yıl öncesinin antik metinlerini şöyle bir taramanız yeterli. Dedenize sorun, babası onun neslini nasıl eleştirmiş.

Hep kendimizi suçlu hissediyoruz. Bu yüzden hikayeler yazmışız. Yazdığımız hikayelerde hep bir halt yemişiz; elma ısırdık diye cennetten kovuluyoruz en basitinden. İşte hayvanların bizden üstün olduğu en önemli konu bu bence. Hiç bir şeyden suçluluk duymuyorlar. Kıyamet kopacak diye bir endişeleri yok.

Suçluluk hissi, zayıf bünyelerde beraberinde üste çıkma, diğerlerini düzeltme dürtüsünü de getirir. Bu nedenle Naziler ortaya çıkmış, ya da güneş batmayan imparatorluklar.

Anne babası boşanan küçük çocuklar kendilerini suçlarlar. “Ben yaramazlık yaptığım için ayrıldılar” diye düşünürler. İnsanlığın durumu da bunun gibi. Yağmur yağsa, volkan patlasa, deprem olsa hep kendi hatasından zanneder. Ne önemliymişiz ki bizim hatamız yüzünden ortalık yanmış, günahsız karıncalar, mantarlar ve kuşlar da kavrulmuş.

Niçe’nin üst insanına bakarsanız, en önemli erdemlerinden biri suçluluk duymamasıdır. Celladı öldürerek yapmıştır bunu.

Ne suç işlemiş olacaktı ki? Varolmak mı?

HÜRRİYET’TEKİ AYRILIKLAR

Hürriyet’teki yazar ayrılıkları birbirine benzer akışlar ile gerçekleşmeye başladı. Son olarak Yılmaz Özdil olayında da gördük. Önce küfürlü bir yazı yazılır, sonra da ya istifa edilir ya da işten çıkartma gerçekleşir.

2010 yılında Oktay Ekşi “Bunlar analarını da satarlar” cümlesini taşra baskısına koydurmuş ve ardından “Kantarın topuzunu kaçırmışız” diyerek istifa etmişti. Emin Çölaşan’ın da ifadelerinin hakaret sınırlarında dolaştığı sık sık görülüyordu. Daha sonra gazete yönetimi hükümetin de baskılarıyla Çölaşan’ın ilişiğini kesmek zorunda kalmıştı.

Okumaya devam et

İNSAN TÜRÜNÜN TARİHİNDEKİ EN BÜYÜK HATA

IMG_3658.GIF

Pulitzer ödüllü evrim biyoloğu ve popüler bilim yazarı Jared Diamond‘un Discover dergisi Mayıs 1987 sayısında yer alan bu makalesi büyük ihtimalle yıllar sonra çok daha fazla önem kazanacak. Türkçe’ye hiç çevrilmemiş, bu nedenle İngilizce bilmeyenlerin de okuyabilmesi için ben çevirdim.

Dünya haritasına bakarsanız şu anda çöl olan yerlerin çoğunluğu uzak geçmişte yoğun şekilde tarım yapılan bölgeler. İnsan eliyle zorla yetiştirilen yabancı bitkilerin istilası ve tarım alanı açmak için yapılan orman katliamlarının sonucu. Bizi özellikle Ortadoğu ilgilendiriyor, çünkü tarımın icat edildiği yer. Ve her zaman dünyanın en karışık ve kavgalı bölgesi oldu. Makaleyi okuduğunuzda dinlerin, din savaşlarının ve daha pek çok toplumsal olgunun neden buradan ortaya çıktığını anlayacaksınız. Orijinal makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir:

http://discovermagazine.com/1987/may/02-the-worst-mistake-in-the-history-of-the-human-race

 

İnsan Türünün Tarihindeki En Büyük Hata

(The Worst Mistake In The History Of The Human Race)

Bilim, kendimiz hakkında sahip olduğumuz abartılı imajda tarih boyunca pek çok kez dramatik boyutta değişikliklere sebep oldu. Astronomi gösterdi ki dünyamız evrenin merkezi değil, aksine milyarlarca gök cisminden sadece bir tanesi. Biyolojiden öğrendik ki bedenimiz bu haliyle bir anda (damdan düşer gibi) yaratılmadı, milyonlarca tür ile birlikte evrimleşen canlı türlerinden sadece birisiydi. Şimdiyse arkeoloji bir kutsal inanışı daha yıkıyor: İnsanlığın son milyon yıllık tarihinin uzun bir ilerleme hikayesi olduğu inanışı. Özellikle de son bulgular, aslında daha iyi bir hayata ulaşmamızı amaçlayan tarıma geçiş kararımızın, bizi asla kurtulamadığımız  bir felakete sürüklediğini gösteriyor. Tarım ile birlikte varlığımızı lanetleyen büyük sosyal eşitsizlik, cinsiyet eşitsizliği, hastalıklar ve despotizmle tanıştık.

Okumaya devam et

SIRA ANAYASA MAHKEMESİ ANDI’NDA

(13 Ocak 2011 tarihli Hürriyet gazetesinde yayınlanmıştır.)

HÜRRİYET Gazetesi’nde dün “Uyumda, mahkeme andı değişti” başlığı ile yayınlanan habere göre Anayasa Mahkemesi başkan ve üyelerinin devlet protokolü önünde göreve başlarken içtikleri ant metninden “Türk milleti” ve “Türk evladı” ifadeleri çıkarıldı.

Şimdi başka bir kaynaktan alıntı yapalım. Baron Joseph Von Hammer Purgstall’ın Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, Cilt 1, Sayfa 29 (Bolca Arapça ve Farsça bulaşmış Mehmet Ata Bey çevirisi ile):

Okumaya devam et

KİRALIK ARABAYLA GÜNEY FRANSA

Beyaz yakalı için uzun bayram tatillerinin önemi belli. Biz de eşimle geçtiğimiz Kurban Bayramı tatilini nasıl değerlendireceğimizi düşünürken aklımıza otomobil kiralayarak yurtdışında bir yol gezisi yapmak geldi. Ülke olarak Avrupa’nın en güzel köşelerine kurulmuş olan Fransa seçenekler arasında öne çıktı. Uçak biletleri nispeten daha hesaplı olduğu için başlangıç şehri olarak Toulouse ve dönüş şehri olarak Marsilya’yı seçtik.

Oldum olası Dorling Kindersley’in rehber kitaplarını sevmişimdir. Bu gezi için de öncelikle kendilerine başvuralım dedik. Suadiye Okumaya devam et

BOHEM ŞEHİR PRAG

IMG_1042

Hiç Kafka okumamış olsanız bile, Prag’ın düzensiz sokaklarında kayboldukça onun nasıl bir tonda yazdığını kolaylıkla anlarsınız. Avrupa’nın heykel binaları burada da var. Ama tek bir farkla. Binaların birbirine ve sokaklara açıları daha gelişigüzel olamazdı. Buradan bir Hausmann geçmediği o kadar belli ki. Kimileri iyi ki geçmemiş diyecektir. Avrupa’ya ikinci bir Paris gerekmezdi belki de.

Çekler Kafka’ya kırgındı, çünkü Okumaya devam et

Keep your CRT

CRT TV

Nowadays, a huge majority is getting rid of their CRT TV’s after buying a Plasma or LCD TV. However, as agreed by most tech people, the CRT still offers the best image quality. It only lacks the resolution, but still most channels have PAL, NTSC or other CRT-compliant resolutions. Besides, a few of them has adapted to 16:9 widescreen broadcasting. But those aren’t the reasons why I advice you to keep your CRT. It is because of money! Okumaya devam et