BİR KILIÇDAROĞLU ANEKDOTU

fft17_mf115402Sene yanılmıyorsam 2008 idi. Kemal Kılıçdaroğlu‘nun İstanbul Belediye Başkanlığı için aday olduğu dönem. Kendisiyle tanışmak için Gayrettepe Dedeman Oteli’nde bir yemek organize edilmişti. O yemeğe ben de katıldım.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından sonra sıra konukların soru sorması faslına gelmişti. Soru soranlardan birisi de ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez idi. Sönmez mikrofonu eline aldığında şu soruyu sordu:

“Kemal bey, siz özellikle son dönemlerde AKP mensuplarının yolsuzluklarını ortaya çıkardığınız için sürekli gündemdesiniz. Bu, mevcut CHP Genel Başkanı‘nı rahatsız etmiyor mu? Yani sizi kendisine bir rakip olarak görmüyor mu?”

Normal şartlarda Kılıçdaroğlu’nun bu soruyu nasıl cevaplaması beklenirdi? Sorudaki imaya tepki göstermesi, genel başkanın böyle kamuya açık bir ortamda kötülenmesini reddetmesi, Deniz Baykal‘ın eğer belediye seçimini kazanırsa kendisiyle ancak gurur duyacağı şeklinde bir yanıt vermesi beklenirdi. Ancak Kılıçdaroğlu bu soruyu nasıl cevapladı dersiniz? Aynen aktarıyorum: Okumaya devam et

KİTAP ÖZETİ VE İNCELEMESİ: SAPIENS / YUVAL NOAH HARARİ

IMG_6042Öncelikle şunu söyleyeyim, daha önce önerdiğim Üçüncü Şempanze‘yi henüz almadıysanız ilk olarak bu kitabı okumak isteyebilirsiniz. Çünkü Üçüncü Şempanze’nin yazarı Jared Diamond, Yuval Harari’ye bu kitabı yazarken bir nevi akıl hocalığı yapmış ve kendi kitabına göre çok daha akıcı ve öykü tonunda bir metin ortaya çıkmış. Diamond’un kitabı elbette hala bir başyapıt. Ancak çok miktarda veri içeriyor. Öte yandan Diamond (Harari’nin aksine)  gerçek bir bilimadamı olduğu için biraz daha teknik ve gerçekçi bir dil kullanıyor, ayakları daha yere basan, siyasi anlamda daha tarafsız çıkarımlarda bulunuyor.

Kudüs İbrani Üniversitesi‘nde tarih dersleri veren Harari’ye baktığımızda ise hızlı bir şekilde okunabilen, daha akılda kalıcı bir yazım tekniği görüyoruz. Fakat yazarın “Dünya Devleti” kehanetini biraz ısrarla öne çıkarması bu tarz bilimsel bir başlıktan beklenen tarafsızlığa açıkça ters düşüyor ve komplo teorisyenlerine gün doğuruyor. Harari’ye göre hiç şüphe götürmeyecek şekilde dünya tek bir devlet olmaya doğru gidiyor. Bu savın bizim gibi ulusal birliğine sahip çıkan ülkelerde hangi şekilde kullanıldığını çok iyi biliyoruz. Bu akımın kafasındaki Dünya Devleti’nde yöneticilerin ‘kimler’ olacağı çoktan belli. Bizdeki başkanlık sistemini isteyenler neden istiyorsa bunlar da aynı sebeplerden Dünya Devleti istiyor.

Ayrıca ortak tarihçi komisyonu önerisi Ermenistan tarafından kabul edilmemiş olmasına rağmen Okumaya devam et

FRANSIZ MONARŞİSİ NASIL YOK OLDU?

versay

Evet devrimin nasıl geldiği tarih derslerinde madde madde anlatılır, insan hakları, aydınlanma, liberte, egalite, vesaire. Ama işin arka planı o kadar da basit değil. Kralın sonunu getiren zincirleme olayları başlatan şey, aslında tek bir şirketin ve onun ortaya çıkardığı krizin kötü yönetilmesiydi: Mississippi Şirketi. Nasıl olduğunu anlamak için 18. yüzyıl başlarına gidelim. Okumaya devam et

YAŞA VAROL SARTRE

Şimdiye kadar en çok yanlış anlaşılmış görüşlerden birisidir Sartre’ın varoluşçuluğu. Teist kesimlerden ve tam olarak okuyup anlayamamış çevrelerden tenkitler gelmiştir genelde. Sartre’ın felsefesini özetlerken, bu tenkitlerin neden yersiz olduğunu da aktaracağım.

Tam adıyla Jean-Paul Charles Aymard Sartre, 1905 yılının en uzun gündüzünde, 21 Haziran 1905’te Paris’te doğdu. 10 yaşına kadar yaşıtlarından yalıtılmış bir şekilde, dul kalmış olan annesi ve annesinin ailesiyle birlikte yaşadı. Bu yalnızlıkla geçen uzun çocukluk dönemi büyük olasılıkla görüşlerini ve yazacağı eserleri de etkiledi. Etrafından izole bir şekilde yaşayan insanlar hakkında yazacaktı sıklıkla.

Gözündeki rahatsızlık ve boyunun kısa olması nedeniyle kendisini ‘çirkin’ olarak nitelendiriyordu. Hayat boyu inişli çıkışlı bir ilişki yaşayacağı Simone de Beauvoir ile Paris’te devam ettiği École Normale Supérieure’de tanıştılar. 1938 yılında yazdığı, kendi varoluşundan ürperen bir Fransız yazarı anlattığı Bulantı (La Nausée) ilk ciddi yapıtıdır. Halen okumadıysanız bir an önce okumanızı öneririm. Sartre ayrıca oyunlar da yazdı. 1944 yılında yazdığı Huis Clos (Çıkış Yok)’ta ünlü repliği “Cehennem başkalarıdır” yer alır. Temel başyapıtıysa 1943 yılında yayınlanan Okumaya devam et

FUTBOL NEREYE KADAR?

IMG_0065Bu satırları yazarken Fenerbahçe, ekrandaki kısaltması MOL olan bir takım karşısında kendi sahasında 3-1 geride.

Takımın tam adını bilmiyorum, çünkü yaklaşık 7-8 yıldır futbolla hemen hiç ilgilenmiyorum. Sadece şu son bir ayda ücretsiz kanallarda denk gelen maçlara şöyle bir bakıyorum. Letonya ile berabere kaldık, Hollanda ile “umutlandık”, Galatasaray bir yabancı takımdan fark yedi.

Futboldan soğumamın bir çok nedeni var muhtemelen, ama net hatırladığım bir an televizyon seyrederken kola içtiğim bardağa baktığım andı. Bir kola firmasının bizim de katıldığımız Kore 2002 Dünya Kupası sırasında promosyon olarak dağıttığı bardak. Bardağa bakınca Okumaya devam et

CEMAL MAYMUNSOY

Cemal Maymunsoy

Cemal fakültenin koridorunda hızla yürüyordu. Akşamüzeri olmasına rağmen henüz bir şey yememişti. Ama tez danışmanlığını yapan profesöre taslağı gösterip kulis yapacaktı ve görüşme saatini kaçırmaması gerekiyordu. “Çıkışta kantinden birşeyler alırım” diye düşündü. Yolda giderken fotokopiciye uğradı, bastırdığı son taslak için bir plastik dosya aldı. Kağıtları ustaca bir hareketle dosyanın içine yerleştirdi. Akmar pasajındaki sahaftan aldığı “Zaman Yönetimi” kitabında altını çizdiği satırlardan birinin söylediği gibi, acele etmesi işleri baştan savma yapması anlamına gelmemeliydi. Bu nedenle plastik dosya ayrıntısını es geçemezdi.

Profesörün kapısının önüne geldiğinde bir besmele çekti ve kapıyı tıklattı. İçeriden “Gir!” sesi geldi ve kapıyı açarak loş, koyu renk boyanmış odaya adımını attı.

– Merhaba hocam!

– Hoşgeldin Cemal. Gel bakalım, bugün neler getirdin bize.

– Hocam bu bölümde biraz Darvin’in gemisi Beagle üzerinde durdum. Konuyla direk ilgili olmasa da alçakgönüllü sayılabilecek bir tekne olması araştırmanın yapıldığı koşullar hakkında daha etkili bir bakış açısı verebilir diye düşündüm.

– Güzel düşünmüşsün. İçimden bir ses bu tezi okul arşivinde bırakmayıp kitap olarak da yayınlamak istediğini söylüyor.

– Doğrusu bunu ilk kez sizden duyuyorum Ama şimdi düşündüm de, istediğim sonuçlara ulaşabilirsem gerçekten de yayınlatmak isteyebilirim, neden olmasın?

Profesör gülümsedi.

– İstediğin sonuçlara ulaşırsan mı?

– Evet.

– Dürüst olman güzel, ama ben en iyisi bunu duymamış olayım…  Okumaya devam et

PARİS ATAŞEHİR OLMAKTAN NASIL KURTULDU

Plan Voisin

Paris 1925’te beton bloklardan oluşan bir kent olmaktan son anda kurtuldu. Le Corbusier adındaki modernizm sapkını mimar, bir nevi yeni Haussmann’lığa soyunarak Paris’in en eski tarihi bölgelerinden Marais’ye buldozerler ile girmeyi planlıyordu. İki bin yıllık tarihi olan bu mahalleyle birlikte Seine nehrinin kuzeyinde kalan şehir merkezini dümdüz ederek 60’ar katlı, haç biçimli dikdörtgenler dikilecekti adını bir otomobil markasından alan Plan Voisin’e göre. Aralarına da biraz çim serpiştirilecekti doğallık sosu olarak. Okumaya devam et